Sosyal medya yasağı: “EU Kids Act” ne getiriyor?
Avrupa Komisyonu, EU Kids Act adı verilen düzenlemeyle reşit olmayanların sosyal medya kullanımını büyük ölçüde kısıtlamayı planlıyor. Komisyon, kişisel sosyal medya hesabı açmak için asgari 15 yaş sınırı koymak ve bağımlılık yapan özellikleri yasaklamak istiyor. Buna gerekçe olarak da gençlerde görülen depresyon ve uykusuzluk gibi ağır sağlık sorunlarını gösteriyor. Avrupa basını, Brüksel’in bu hamlesini değerlendiriyor.
Kararlılıkla uygulanmalı
Irish Examiner, AB’nin şirketlerin gelecekte kurallara uymasını da sağlamasını istiyor:
“Yaş sınırları, ebeveyn onayı ve ‘güvenli tasarım’, şirketler cezaları yalnızca hesaplanabilir bir maliyet unsuru olarak gördükleri sürece pek işe yaramaz. ... AB, çocukların internetteki güvenliğinin öylece ailelere bırakılamayacağını kabul etmekte haklı. Ebeveynler sınırlar koymalı ve bunlara uyulmasını sağlamalı, hükümetler de net kurallar belirlemeli. Ancak bu, yalnızca çocukların dikkatinden kâr sağlayan şirketlerin bu kuralları ne kadar ciddiye alacaklarına kendilerinin karar vermesine izin verilmezse başarılabilir. Kids Act’in başarısı hangi kısıtlamaları getirdiğiyle değil, bunların ne kadar tavizsiz uygulandığıyla ölçülecek.”
Bu iş çok uzun sürecek
Corriere della Sera, AB’nin karar alma mekanizmalarının çok yavaş işlediği eleştirisinde bulunuyor:
“Pratikte bu yasa bugün dokuz, en fazla on yaşında olan çocukları ilgilendiriyor. ... Denilecektir ki: Bu kadar uzun süre öngörülmesi demokratik süreçten kaynaklanıyor. ... Peki Brüksel’de çoğunluk ve muhalefet, en azından çocuklarımızın ruh sağlığının nasıl korunacağı konusunda uzlaşmayı başarabilecek mi? Bu arada dünkü öneri, neredeyse tüm Avrupa ülkelerinin parlamentolarında bu konuda aslında çok daha erken yürürlüğe girebilecek ulusal yasaların kabul edilmesi için başlatılan türlü süreçleri fiilen engelliyor: Silikon Vadisi’nde derin bir nefes alındı - iki yıl daha kazanıldı.”
Kamusal alan tehlikede
Eldiario.es medyaya, üniversitelere ve STK’lara münferit düzenlemelerin ötesine geçerek daha iyi bir dünya için harekete geçme çağrısında bulunuyor:
“En çok endişe verici olan, kamusal alanın çözülmesi - dijital tartışmalar böyle giderse iyice kötüleşirken, giderek daha fazla kutuplaşan ve bölünen bir alan. ... Hükümetlerin düzenlemeler çıkarmasını ya da büyük küresel teknoloji şirketlerinin -bizzat kendilerinin istediği gibi- özdenetime tabi olmalarını beklemek yeterli değil. Medyanın, üniversitelerin ve diğer tüm sivil toplum kurumlarının seslerini yükseltme, alternatifler gösterme ve daha iyi bir dünya inşa etme konusunda hayal gücü son derece sınırlı olan bir iş modeline karşı durma yükümlülüğü var.”