Trump’ın ‘Barış Kurulu’ dünyayı böler mi?
ABD Başkanı Donald Trump, çok sayıda devleti "Barış Kurulu" projesine katılmaya davet etti. Görünüşe göre bu kurulun yalnızca Gazze’deki durumla ilgilenmesi değil, aynı zamanda çatışmaların çözülmesi için daimi bir organ olarak kullanılması da amaçlanıyor. Özellikle Vladimir Putin ve Aleksandr Lukaşenka gibi isimlerin katılma ihtimali ise büyük tartışma yarattı. Avrupa'daki yorumcular söz konusu fikri eleştirmekten çekinmiyor.
Şantaj yoluyla üye devşirme
NRC, Trump'ın Barış Kurulu'nun güçlünün hakkını pekiştireceği konusunda uyarıyor:
“Bu kurul, dışarıdan bakıldığında bir iş birliği heyeti gibi görünse de, aslında söz sahibi olmak isteyen bir süper gücün aracı niteliğinde. Bu yüzden Fransa daveti reddetti bile. Paris, ABD Başkanı Trump’ın geniş kapsamlı yetkilerine ‘hayır’ dedi. Trump da buna, Fransız şaraplarına uygulamayı planladığı yüzde 200’lük ithalat vergisi tehdidiyle yanıt vererek, barış meselelerinde bile çıkış noktasının hâlâ ‘güçlünün hukuku’ olduğunu açıkça ortaya koydu. Hollanda’nın bu girişime dahil olmaması daha yerinde. Üyelerini şantaj yoluyla devşiren bir ‘barış kurulu’ saçmalığa dönüşmüştür.”
Eşitsizlik ilkesinin öncüsü
Siyaset bilimci Vladimir Pastukhov, Echo tarafından alıntılanan bir Telegram gönderisinde, Barış Kurulu'na katılımın ücretli olması gerektiğine dikkat çekiyor:
“Bir buçuk asırlık bir aradan sonra, gelişmiş devletlerin siyasetinde mülkiyet şartı fikrini yeniden gündeme taşıyan ilk sıradışı girişim bu. … Eğer bu 'sihirbazlık numarası' başarılı olursa, bu fikir dünya çapında zafer yürüyüşüne çıkacaktır. Batılı ve ardından Batılı olmayan toplumların iç siyasetleri, birinci ve ikinci sınıf yurttaşlar ile resmi ve yasal yurttaş olmayanlar arasında bir ayrımın yapıldığı açık bir oligarşik yönetime doğru evrilecektir. … Sirk elbette er ya da geç başka bir yere taşınacaktır, ama bu eğilimler kalıcı olacaktır.”
Küresel bir hükümdara ihtiyacımız yok
Politiken'e göre Trump'ın Barış Kurulu fikri tümüyle saçmalıktan ibaret:
“Donald Trump bu işi gerçekten ciddiye alıyor gibi görünüyor. Öyle ki, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron kurula katılmayı reddettiğinde buna çok öfkelendi. ... Ancak Fransa haklı. BM’nin ciddi eksiklikleri ve zayıflıkları var; en başta da Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi olması ve onların veto yetkisi geliyor. Fakat bunun yerine, Donald Trump’ın ömür boyu kişisel veto yetkisine sahip bir dünya hükümdarı gibi başına oturduğu bir barış kurulunu koymak kesinlikle kabul edilemez.”
Herkes coşkuyla katılmıyor
La Stampa, Trump’ın yeni girişimini temkinle karşıyanlar da olduğunu belirtiyor:
“Uluslararası tanınma arayışındaki pek çok ülkenin lideri -örneğin Arnavutluk Başbakanı Edi Rama- ABD’nin davetini derhal kabul ederken, bazı üst düzey isimler tereddüt sergiliyor. ... ‘İstikrarlı bir barışın inşası’ için davet edilenler arasında Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Lukaşenka ve Putin gibi figürler bulunurken, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi pek de demokratik olmayan diğer isimleri hiç saymıyoruz bile. Arjantinli Javier Milei ve Macar Viktor Orbán gibi Trump’a yakın siyasetçiler onaylarını şimdiden verirken, Londra gibi ABD’nin geleneksel müttefikleri tereddütte.”
Her şeye zenginler karar verecek
Polityka'ya göre Trump'ın Barış Kurulu distopik bir perspektif sunuyor:
“Trump'ın, Güvenlik Konseyi dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler'in tüm yapısına özel ve ticari bir alternatif yaratarak, savaş sonrası dönemin çok taraflılığını yok etmek istediğine şüphe yok. ... Nihayetinde muhtemelen tüm dünyayı kapsayacak böyle bir sistemin tepesinde, daha zayıf devletlerin ya da bölgelerin kaderine karar veren kral-CEO ve imparator-milyarder Trump duracak. ... Etrafında ise en az kendisi kadar zengin insanlardan oluşan, ancak tek işi onun fikirlerini onaylamak olan bir denetim kurulu bulunacak.”
Çok uzun soluklu olmaz
Taz, Trump'ın derdinin barış olmadığına emin:
“Trump'ın asıl niyeti -sürpriz- ne zamandır gözüne batan BM dahil olmak üzere eski dünya düzenini yıkıp yenisini inşa etmek. Üstelik kendi mutlak liderliğinde. Bu konseyde son söz başkana -yani elbette Trump'a- ait. Hangi devletlerin üye olabileceğine ve hangilerinin üye kalabileceğine de o karar veriyor. ... En olası senaryo şu: Barış Kurulu -şayet hayata geçirilirse- kendiliğinden dağılıp gidecek. Çünkü günün sonunda, gerçekten katılan devletlerin ortak noktası çok az olacak ve salt kurucusunun egosuyla ayakta duran bir dünya düzeni uzun ömürlü olmayacak. En azından umut edilen bu.”
ABD küresel hâkimiyet forumu
El País, Trump'ın uluslararası etkisini ABD başkanlığı döneminin ötesine taşımak istediğini yazıyor:
“Daimi üyelik için, bir milyar dolarlık bir tür giriş ücreti ödemek gerekiyor. Fransa ve Norveç gibi bunu reddeden ülkeler, alışıldık sonuçlarla karşılaşmayı beklemeli: örneğin Fransız şaraplarına ve şampanyalarına uygulanacak yüzde 200 gümrük vergisi gibi. ... Trump'ın Kurul'daki görevi, uzatma imkânı bulunacak şekilde artık Beyaz Saray'da olmayacağı 2030'da sona eriyor. ... Bu da girişimin, Trump markasının uluslararası siyasetteki etkisini kalıcılaştırmaya hizmet edecek bir platform olarak kullanılacağını düşündürüyor. Sözde Barış Kurulu, mevcut uluslararası kurumların şahsi ve ücrete tabi bir ikamesidir ve tek bir adama hizmet etmektedir.”
BM zayıflatılmak isteniyor
Frankfurter Allgemeine Zeitung'a göre mesele son derece ciddi:
“Başta Barış Kurulu, Gazze Şeridi'ndeki barış sürecine eşlik etmek üzere kurulacaktı. Ancak tüzüğün giriş bölümü, Trump'ın niyetinin paralel bir örgüt kurarak Birleşmiş Milletler'i zayıflatmak olduğuna dair hiç şüphe bırakmıyor. Bu durum, Trump'ın 'Barış Kurulu' önemli güçlerden kabul görmese dahi zaten kırılgan olan uluslararası düzeni daha da aşındırabilir. Şurası muhtemel: Rusya ve Çin, Trump'a boyun eğmeye pek hevesli olmayacaklardır. Ve Avrupalılar da buna 'hayır' demeli.”
Saldırı savaşı engel olmuyor
Gazeteci Vitali Portnikov, 24tv.ua’da öfkeli gözüküyor:
“Putin’in işlediği tüm suçlarına ve Beyaz Saray ne kadar baskı yaparsa yapsın Ukrayna'daki savaşı bitirme konusundaki bariz isteksizliğine rağmen Trump, Kremlin’in şefini uluslararası meselelerde hâlâ ortak olarak görüyor. Dört yıldır süren acımasız savaştan sonra bile Putin, asıl görevi savaşın devamı değil barışın tesisi olması gereken Barış Kurulu’na davet ediliyor. Modern dünyanın en büyük demokratik devletini yöneten ve bugün bu tür kurumları kuranların ahlakından anlamamız gereken tek şey bu.”