Merz'in Münih konuşması: Avrupa için yeni bir ivme mi?

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Münih Güvenlik Konferansı’nda büyük ilgi gören bir konuşma yaptı. Avrupa’nın kendi değerlerini koruması, özgürlüğünü aktif bir şekilde savunması ve güçlü yanlarını geliştirmesi gerektiğini söyleyen Merz, “zihnimizdeki şalteri tersine çeviriyoruz” dedi ve ABD’ye “aşırı bağımlılıktan” kurtulacak “egemen bir Avrupa” tablosu çizdi. Merz’in bu konseptini analiz eden Avrupa medyası, bazı çekinceleri de dile getiriyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
Český rozhlas (CZ) /

Sözler ancak icraata dönüşürse tarihe geçer

Çek kamu radyo ve televizyonunun eski Berlin muhabiri Pavel Polák, Český rozhlas’ta Merz’in performansını olağanüstü bulduğunu söylüyor:

“Almanya Şansölyesi’nden [Almanya’da] güçlü bir ordu kurulması, güç siyaseti izlenmesi ve ABD’nin gücünün zirve noktasını geride bıraktığı yönünde sözler duymak, Alman siyasetini uzun zamandır takip eden biri için gerçekten alışılmadık. Bu açıdan Merz’in konuşması tarihe geçebilir; ancak bir şartla: Şansölye bunları sadece açıklamakla kalmayıp, Avrupa programını uygulamaya da başlarsa. Çünkü hepimizin bildiği gibi tarih, boş sözlere ve temennilere pek kıymet vermez.”

Berlingske (DK) /

Şansölye bir yol haritası belirliyor

Berlingske’ye göre Münih Güvenlik Konferansı’nda en önemli açıklamaları yapan Marco Rubio değil, Merz’di:

“Münih’te en kritik konuşmaları gerçekleştirenler bizzat Avrupalılardı. Şansölye Friedrich Merz, Başkan Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin dostları ve müttefikleri olmadan da her şeyi başarabileceği yönündeki yaklaşımını kesin bir dille reddetti. … Merz’in etkileyici konuşmasında Avrupa için çizdiği yol haritası iki güçlü payandaya dayanıyor. İlki, Avrupa savunmasının belirgin bir şekilde güçlendirilmesi ve NATO içinde artık nükleer savunmayı da kapsayacak bağımsız bir Avrupa kanadının oluşturulması. İkincisi ise, ekonomide yeni küresel ortaklıklara dayalı köklü reformların hayata geçirilmesiyle düzenlemelerin ve bürokrasinin azaltılması.”

Expresso (PT) /

Aşırı düzenlemelerin yarattığı sorunlar görüldü

Yazar Henrique Raposo, Expresso’da Merz’in Avrupa’yı iyi bir yola sokmak için doğru tonu tutturduğunu yazıyor:

“Merz parmağını AB’nin ve genel olarak Avrupa demokrasilerinin düzenleyici egosuna basıyor. Çin altı ayda ABD ya da Avrupa’nın toplam kurulu gücüne karşılık gelen güneş enerjisi tesisleri inşa etti. AB’de böyle bir proje imkansız olurdu - sırf düzenleyici bürokrasinin incelemeleri ve karşı incelemeleri arasında yıllar geçeceği için bile. Avrupa’nın ve [Demokratların ağır bastığı] mavi Amerika’nın sorunu bu işte: Biz ‘liberal’ projeyi daimi bir engelleyici güce, eylemden ve gelecekten korkan gerici bir güce dönüştürdük.”

Maszol (RO) /

Karşılıklı bağımlılıklar

Merz pragmatik bir rota belirledi, diyor Maszol:

“Tüm böbürlenmelerine ve hazırlıklarına rağmen Avrupa henüz dünyada tek başına ayakta duramayacağını biliyor, ABD de Yaşlı Kıta’nın itibarına, Avrupa’nın medeni ve uluslararası meşruiyetine ihtiyaç duyuyor. … Her halükârda odağında karşılıklı bağımlılığın kabulünün yer aldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda taraflar birbirlerine uzlaşmacı jestlerde bulundu. Almanya Şansölyesi, yeni bir dünya düzeninin şekillendiğini kabul etti ve ‘bir tek Avrupa’nın ABD’ye değil, ABD’nin de Avrupa’ya ihtiyacı var,’ diyerek Avrupa’nın bu yeni dünya düzenindeki konumunu belirledi.”

Le Figaro (FR) /

Berlin Avrupalıları dışlıyor

Le Figaro bu sıralar Alman-Fransız dostluğunu krizde görüyor:

“Başta bunun Emmanuel Macron ile Sosyal Demokrat Olaf Scholz arasındaki kişisel kimya eksikliğinden kaynaklandığı sanılabilirdi, ancak Hristiyan Demokrat Friedrich Merz göreve gelince sorunun daha derinlerde yattığı anlaşıldı: İki ülkenin gidişatı tehlikeli biçimde birbirinden ayrılıyor ve yakında bağdaşmaz hale gelme tehlikesi taşıyor. … Almanya ise tipik Alman tarzı devasa bir yeniden silahlanmaya girişti. … Paranın büyük kısmı ulusal sanayiye ayrıldı, geri kalanı ise ABD ve İsrail’deki silah tüccarlarına gidiyor. Salt Avrupalılar dışlanmakla kalmıyor, uçak (FCAS) ve geleceğin tankı gibi müşterek Alman-Fransız projeleri de çıkmaza girmiş durumda.”