İran'da rejim değişikliği mümkün mü?
“Bu akşam son olarak büyük ve gururlu İran halkına sesleniyorum: Özgürlük saatiniz geldi.” ABD Başkanı Trump, İran savaşının başında yaptığı konuşmada İran halkına bu sözü vermişti. Dini Lider Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından rejim, halefi olarak oğlunu atadı. Yorumcular, mollaların güç tabanının henüz pek de zayıflamadığı görüşünde.
Mollalar koltuklarını koruyor
Delfi, İran’da rejim değişikliğinin Washington’ın düşündüğünden çok daha zor olmasının nedenlerini şöyle açıklıyor:
“Beyaz Saray gerçekten de ülkeyi sıkı sıkıya elinde tutan acımasız bir teokrasinin füzelerle yok edileceği ve silahların patlamasıyla halkın mollaları devireceği illüzyonuna mı kapıldı? Ne yazık ki İran’a bakınca hazin bir tablo görüyoruz: Muhalefet zayıflatılmış, baskı altına alınmış ve parçalanmış durumda; son Şah’ın halefine olan destek önemsiz düzeyde; devletin fiili iktidar yapısının -İslam Devrim Muhafızları’nın- ideolojik hâkimiyeti sarsılmaz boyutta. Komuta zincirindeki süreklilik, merkezi olmayan ağlar ve bölgelerdeki silahlı kuvvetlerle kurulan yerleşik bağlantılar, tek tek öldürülen komutanların öneminin çok ötesinde bir direnç kabiliyeti sağlıyor.”
Sertlik yanlıları güçlendi
Der Spiegel’e göre İran’da değişim için gerekli pek çok koşul eksik:
“Savaş ya gerçek bir rejim değişikliğiyle sona erer ya da hiçbir şeyi çözmez: Nükleer tesisler yeniden inşa edilebilir, komutanların yerine yenileri gelir, rejim ise şehitlerle övünür ve güçlenen sertlik yanlıları gelecekteki tüm müzakere girişimlerini saflık olarak görür. Bir rejimin yalnızca hava saldırılarıyla devrilmesi neredeyse imkânsızdır. Bunun için sahada silahlı kuvvetlere ve oluşabilecek güç boşluğunu doldurabilecek bir muhalefete ihtiyaç var. Şu an bunların hiçbiri mevcut değil. Hava saldırılarını yetersiz bulanlar, kendilerini gerilimdeki bir sonraki tırmanma aşamasında bulurlar: kara birlikleri, yani içinden çıkılması daha da zor bir kördüğüm.”
Tahran halkı sindirmeye devam ediyor
İnsan hakları aktivisti ve yazar Pegah Moshir Pour, La Repubblica’da rejimin halkına eziyet etmeyi bırakmadığından yakınıyor:
“Tahran sırf gökten düşenlere değil, yıllardır kendisinden koparılıp alınan her şeye ağlıyor: nefesine, barışa, onura ve hatta bir gelecek hayalleri kurma ihtimaline. ... Şehir titrerken, rejim hep en iyi yaptığı şeyi yapıyor: korumak yerine tehdit etmek. Yurttaşların cep telefonlarına soğuk, keskin, yeni bir terör biçimi gibi damarlarına sızmak üzere tasarlanmış mesajlar gönderiliyor. Gözetimden, kontrolden ve cezalandırmadan söz eden mesajlar. ... Sanki zaten savaşın, baskının ve sefaletin yükü altında ezilen halkın şimdi bir de sindirmenin zehirli diliyle susturulması gerekiyormuş gibi.”
Adil bir savaş değil
Der Standard da İran halkı için hiçbir şeyin daha iyiye gitmediğinden yakınıyor:
“Adil savaş öğretisinde (bellum iustum) tiran katli de yer alır. Bunun mükemmel bir örneği olarak genellikle Adolf Hitler’in öldürülmesi gösterilir; böyle bir eylem dünyayı muhtemelen büyük bir acıdan kurtarırdı. ABD ve İsrail de eylemlerini bu çerçevede görüyor: Dini Lider Ali Hamaney’i öldürdüler. ... Ancak adil savaş iddiasında bulunmak o kadar basit değil. Bunun da bazı ön koşulları var. Tiran katline bağlı kalacak olursak, böyle bir eylem ancak bu sayede gerçekten büyük bir acı sona erdirilebilecekse haklı görülebilir. İran’da durum kesinlikle böyle değil. Molla rejimi ... işlevini sürdürmeye devam ediyor, İran’daki insanlar için bu durum hiçbir şeyi iyileştirmedi.”