AfD’nin zaferi Avrupa'yı nasıl etkileyecek?
AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki seçim zaferinin ardından, eyalette hükümetin nasıl kurulacağı hâlâ belirsizliğini koruyor. Kesin şekilde aşırı sağcı olarak sınıflandırılan partinin eyalet teşkilatının elde ettiği güçlü sonucu gündemlerine alan Avrupalı yorumcular, bunun Avrupa’nın güvenliği, AB’nin bütünlüğü ve diğer ülkelerdeki demokrasiler açısından ne anlama geldiğini irdeliyor.
On yılların sosyal modeli krizde
El País çok köklü bir başarısızlığa dikkat çekiyor:
“Geçtiğimiz on yılda Almanya, ucuz Rus enerjisini ve ihracat pazarı olarak Çin’i kaybederken, ABD koruma kalkanını da muhtemelen yitirecek. ... Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra üzerine yeniden inşa edildiği ortak refah vaadi başarısızlığa uğradı ve buna tepki olarak nüfusun bazı kesimleri radikallerin sunduğu basit cevaplara yöneliyor. ... Oysa ortak refaha Avrupa sosyal modeli ve seçmenlere saygı aracılığıyla ulaşılmalı. ... Başka hiçbir ülkede refah ve demokrasi, 1945’ten beri yoktan var edilmiş Almanya’daki kadar iç içe geçmemişti. Şayet bu vaat orada çökerse, başka yerlerde de çökebilir. Bu da bildiğimiz Avrupa’nın sonu olur.”
Hukuk devleti ilkelerinin aşınması yayılıyor
Hukukçu Mariana de Sousa, Visão’da Saksonya-Anhalt’taki sonucun tüm Avrupa’yı ilgilendirdiğini yazıyor:
“Portekiz açısından risk, doğrudan Almanya’daki seçim sonucundan kaynaklanmıyor. Risk, iktidarın sınırlarını aşındıran uygulamaların bizim ülkemizde de normal karşılanmasıyla ortaya çıkıyor. Avrupa’daki bir ülkede yargı üzerinde baskı kurulması, basına saldırılması, azınlıkların dışlanması ya da seçim sisteminin itibarsızlaştırılması destek gördüğünde, bu uygulamalar başka ülkelerde de taklit edilebilir ve kabul edilebilir şekilde sunulabilir. Başka bir Avrupa ülkesinde yaşananlar, haklarımızı bir gecede değiştirmez. Ancak normal olarak kabul ettiğimiz şeyleri değiştirebilir.”
Muhafazakârlar baskı altında
Večer’e göre AfD’nin yükselişi Avrupa’daki siyasi tablonun bir göstergesi:
“Avrupa’daki, özellikle de Orta Avrupa’daki mevcut -ya da birkaç yıldır devam eden- siyasi havanın bir emaresi bu. ... Siyasi iktidar mücadelesi giderek daha fazla -ülkeye göre az ya da çok- ılımlı ve aşırı sağa odaklanıyor. Almanya, Avusturya, Polonya ve Macaristan bunun örnekleri. Bu ülkelerde, Avrupa’nın muhafazakâr siyasi parti grubu Avrupa Halk Partisi’nden (EPP) partiler iktidarda. Viktor Orbán’ın yenilgisinin yarattığı coşkunun hâlâ sürdüğü Macaristan hariç hepsi şu anda muhalefette olan aşırı sağcı partilerin giderek büyüyen tehdidiyle karşı karşıya.”
Onlara göre Rusya zararsız
Neatkarīgā, AfD’nin neden Avrupa ve Letonya gibi ülkeler için tehdit oluşturduğunu şöyle açıklıyor:
“İlkin, Avrupa’nın müşterek çıkarlarını tanımadığı için. Rusya’da normal bir arada yaşamın önünde hiçbir engel görmediğinden, Putin Rusyası ile sınırsız ve kapsamlı işbirliğinden yana. ... Belli ki AfD liderleri Letonya’nın ya da diğer ‘küçük’ ülkelerin çıkarlarını da zerre kadar umursamıyor. AfD’li siyasetçiler ve seçmenleri, Narva için Alman askerlerinin kanını dökmeye ya da kendi halkının yararına olabilecek tek bir sent bile israf etmeye değmeyeceğini savunuyor.”
Berlin’in Brexit anı
Hospodářské noviny bir mukayese yapıyor:
“Bu bir bakıma Alman siyaseti için Brexit anı sayılır. Kenara itilmiş ve aşırı sağcı ya da popülist olarak damgalanmış bir grup birden popülerlik kazandı. Ancak savundukları görüşler doğrudan Almanya’nın pozisyonunu hedef alıyor - salt Avrupa’da değil, Batılı demokrasi cephesi içinde de. Almanya’nın bu pozisyonu son yıllarda belirgin bir şekilde önem kazandı; çünkü Berlin, ABD yardımının azalmasının ardından savaşan Ukrayna’nın kilit müttefiki ve aynı zamanda NATO’daki (potansiyel olarak) en güçlü Avrupa ordusu haline geldi. İşte bu yüzden Rusya yanlısı AfD, Brexit sürecini tetikleyen Nigel Farage’ın destekçilerinden çok daha tehlikeli.”