Seçimler bitti: İsveç nasıl bir yol izleyecek?
Üzerinden iki gün geçmesine rağmen, İsveç’teki parlamento seçimlerinin henüz kesin bir kazananı yok. Oyların çoğunun sayılmasının ardından Sosyal Demokratlar liderliğindeki merkez sol muhalefet, Liberal Muhafazakârlar, Hıristiyan Demokratlar ve Liberaller ile onlarla işbirliği yapan sağ popülist İsveç Demokratları’ndan oluşan merkez sağ koalisyonun üç sandalye önünde bulunuyor. Kesin seçim sonucunun ancak çarşamba günü açıklanması bekleniyor.
Geleneksel uzlaşı ruhuna ihtiyaç var
Politiken, jeopolitik durumdaki belirsizlik karşısında İsveç’te istikrarlı koşulların oluşmasının memnuniyetle karşılanacağını yazıyor:
“Ilımlılardan Ulf Kristersson’un ya da Sosyal Demokrat Magdalena Andersson’un nihayet bir hükümet kurup kuramayacağından bağımsız olarak, İsveç’in önümüzdeki dönemde eskiden beri dünyanın dört bir yanında ülkeyle özdeşleşen şeye ihtiyacı olacak: mutlaka siyasi merkezin ötesine geçecek bir yakın işbirliğine yansıması gereken İsveç uzlaşısı. İsveç’in, önümüzdeki yıllarda yeni ve belirsiz küresel güvenlik durumuyla başa çıkmak için birlikte hazırlanması ve güçlenmesi gereken Kuzey bölgesinde istikrarlı bir hükümete ihtiyacı var.”
Sol azınlık hükümeti kurulabilir
Postimees, sol kanadın Sosyal Demokratlar liderliğinde bir hükümet kurulmasını muhtemel görüyor:
“Bir azınlık hükümetinin kurulması gayet olası, çünkü kilit rol oynayan Merkez Parti hükümete girmeyip Andersson’a karşı da oy kullanmama kararı alabilir. Ancak bunun bedeli, yeni hükümetin temkinli bir şirket ve vergi politikası izlemesi olabilir. Tarihsel açıdan bakıldığında, İsveçli Sosyal Demokratlar refah politikalarını hayata geçirmek için her daim vergileri artırmak istemiştir; ancak şimdi bunun için gereken oyu alamayacaklar gözüküyor.”
Merkez sağ çoğunluk iktidara gelmeli
Berlingske solcu bir hükümet kurulacağına pek inanmıyor:
“Sol Parti seçimde beş sandalye kazansa da Sosyal Demokratlar yedi sandalye kaybederek 1928’den bu yana en kötü seçim sonucunu aldı. Bu durum oldukça vahim. Sandalyelerde henüz birtakım kaymaların yaşanıp yaşanmayacağından bağımsız olarak İsveç, seçimlerin ardından tıpkı dört yıl önceki gibi ikna edici bir merkez sağ çoğunluğa sahip. İsveç Demokratları’ndan Merkez Parti’ye kadar uzanan sağ blok, halihazırda Riksdag’daki toplam 349 sandalyenin 198’ini elinde bulunduruyor. Solun en aşırı güçlerinin bu sandalye dağılımıyla İsveç’te siyasi iktidarı eline alması eşyanın tabiatına aykırı olur.”
Ülkenin asıl istikameti belli
İsveç’i kim yönetirse yönetsin hedefler aynı olacak, diyor Helsingin Sanomat:
“İsveç’te partiler, seçmenlere en iyi teşvikleri kimin sunacağı yarışına girme lüksüne sahip. Kamu maliyesi yolunda ve kamu borcu diğer ülkelere kıyasla düşük. Savunma harcamalarındaki hızlı artış, İsveç’i hiç değilse şimdilik Finlandiya’da olduğu gibi bir kemer sıkma politikasına zorlamıyor. … Bir sonraki hükümet iki bloktan birinden ya da başka bir şekilde çıkabilir, ancak her iki blok da asli görevini birbirine oldukça benzer görüyor: Bu da hem sosyal devleti hem de hızla artan savunma harcamalarını finanse edebilmek için İsveç ekonomisini yeterince güçlü tutmaktan geçiyor.”
Aşırı sağ işte böyle zayıflatılır
Corriere della Sera’ya göre İsveç seçimleri, güvenlik duvarı politikasından başka yolların da olduğunu gösteriyor:
“Andersson -tıpkı Mette Frederiksen’in Danimarka’da daha önce yaptığı gibi- İsveç sosyal demokrasisinin göç ve suçla mücadele bağlamında aşırı sağın pozisyonlarını doğrudan benimsemeye gerek kalmadan, kendisi için bugüne dek yabancı olan bir alanı sahiplenmesine imkân tanıyan bir üçgen stratejisi izledi. ... Merkezci güçler -sosyal demokrat ya da muhafazakâr olsun, pek fark etmiyor- halkın somut endişelerine geri gönderme, toplu sınır dışı etmeler veya idam cezası gibi provokatif, gerçek dışı ve nefret dolu sloganlarla kışkırtıcılık yapmadan, inandırıcı ve demagojiden uzak bir yanıt formüle etmeye çalıştıklarında belli ki aşırı sağ ivme kaybediyor.”
Sağ popülistler ilk kez oy kullananlar arasındaki desteğini kaybetti
Aftonbladet, İsveç Demokratları’nın yaşadığı oy kaybı nedeniyle geleceğe iyimser bakıyor:
“İsveç Demokratları ilk kez oy kullanan seçmenler arasında da zemin kaybediyor. ... Ülke genelindeki okul seçimlerinde SD, yaklaşık yüzde 7 oy kaybıyla tüm partiler arasında en sert düşüşü kaydetti. Öte yandan, ‘İsveç için Alternatif’ ve ‘Örebro Partisi’ gibi aşırı sağcı partiler, 2022’de fiilen hiçbir destekleri kalmamışken toplamda yüzde 3,7’ye ulaşsa da bu durum, gençler arasındaki aşırı sağcı güçlerde yaklaşık 3,3 puanlık genel bir düşüşe işaret ediyor. Bu gerilemenin neden kaynaklandığından bağımsız olarak, insanların birbirine düşürülmediği birlik içindeki bir toplum idealine inanan herkes için inanılmaz bir kazanım bu. Olof Palme’nin vaktiyle söylediği gibi: ‘Biz ve diğerleri’ diye bir ayrım olmamalı - yalnızca ‘Biz’ olmalı.”
Birlikte sorumluluk alın
Dagens Nyheter, Sosyal Demokratların liderine yaklaşması için muhafazakâr Başbakan Ulf Kristersson üzerinde baskı kurulmasını istiyor:
“Magdalena Andersson, tüm seçim kampanyası boyunca Ilımlılarla işbirliğine de yakın durduğunu açıkça ortaya koydu. Ulf Kristersson ise bugüne değin bu tür fikirleri adeta alay eder gibi reddetti. Ancak yakında yenilgi gerçek olacak. O zaman geriye tek bir seçenek kalacak: muhalefet olmak. ... Ya da: yeni bir yol bulmak. Çünkü Ilımlıların safında seçim kampanyası yürüten [Björn] Borg, Wallenberg [ailesi] ve milyarderler endişelerinde ciddilerse, yapılacak mantıklı tek bir şey var: Ilımlılar üzerinde baskı kurmak. Ulf Kristersson’un sorumluluk üstlenmesini sağlamak.”
Geniş siyasi merkezin zaferi
Sydsvenskan'a göre İsveç Demokratları’nın (SD) oy kaybı bir işaret:
“Elbette bu tablo, derin bir uçurumun iki tarafında keskin biçimde kutuplaşmış iki kampın durduğu şeklinde yorumlanabilir. Ancak seçmenlerin büyük çoğunluğunun geniş siyasi merkezdeki partilere oy verdiği de tespit edilmeli. Bir sonraki hükümeti kuracak kişi her kim olursa olsun, bunu alçakgönüllülükle dikkate almalı. Nihayetinde çıkan mesaj şu: Büyük bir çoğunluk ne milyarder vergisi ve ‘her şey herkes için’ gibi keskin bir sola kayış ne de bütün enerjisini yabancı kökenli insanları sınır dışı etmeye ve onların hayatını zorlaştırmaya harcayan, SD’nin hâkim olduğu bir hükümet istiyor.”
Sosyal devlet temaları oy getirdi
La Stampa, günün sonunda seçmenin İsveç modelinden yana tercihte bulunduğunu belirtiyor:
“Bu da güçlü sosyal devlete, iyi işleyen kamusal eğitim sistemine, erişilebilir sağlık hizmetlerine ve halen ulusal kimliğin payandalarından biri olan kamusal sosyal güvenlik ağına dayalı bir model. Suç, göç ve güvenlik ekseninde başlayıp sosyal devlet temalarıyla sonlanan bir seçim kampanyasının ardından, sandıktan Magdalena Andersson liderliğindeki merkez sol koalisyona geri dönen ve [İsveç Demokratları genel başkanı] Jimmie Åkesson’un milliyetçi sağını zayıflatan bir çoğunluk çıkmış görünüyor.”