Avrupa: Gençlik protestolarına nasıl tepki vermeli?
Fransa’da lise ve üniversite öğrencileri sokaklara dökülürken, Milano’da da gençler dükkânları yağmaladı. Bunun üzerine İtalya Başbakanı Giorgia Meloni şehre asker gönderme kararı aldı. Yüksek kiralar, toplumsal eşitsizlik ve geleceksizlik hissi hoşnutsuzluğu körüklüyor. Yorumcular, siyasetin nasıl tepki vermesi gerektiğini tartışıyor: Daha sert bir müdahaleyle mi yoksa genç neslin kaygılarını dikkate alan reformlarla mı?
İnsanlar değil şirketler için politika
Taz, AB yöneticilerinin hâlâ başlarını başka yöne çevirdiği eleştirisinde bulunuyor:
“Geçtiğimiz hafta Brüksel’de düzenledikleri zirve bunun yeni ve çarpıcı bir örneği oldu. Şansölye Friedrich Merz’in baskısıyla devlet ve hükümet liderleri rekabet gücü meselesini ele aldı - ama toplumdaki ve eğitimdeki sefaletle ilgilenmedi. ... Oysa ne yapılması gerektiği belli: AB, liberal ekonomi reformlarına hız vermek yerine makul kiralar, ucuz enerji ve karşılanabilir eğitimle ilgilenmeli. Konut piyasası gibi alanlarda ilk çekingen adımlar atılsa da bunlar yetmez. AB, zirvelerini insanlara değil de büyük şirketlere göre şekillendirdiği sürece hiçbir şey değişmez.”
Güvenlik için illa makineli tüfek mi gerekiyor?
La Stampa, Giorgia Meloni’nin Milano’ya asker gönderme kararını yanlış buluyor:
“Milano’yu yağmalayan gençlik çetelerine askeri müdahaleyle karşılık verme kararı beklenebilirdi, hatta belki de kaçınılmazdı. Bu karar, sağın Palazzo Chigi’ye yerleştiği günden bu yana icraatlarına yön veren o asayiş refleksinden kaynaklanıyor. … Bundan böyle başta Milano olmak üzere kentlerimizin gelecekte nasıl bir görünüme bürüneceği de ortaya çıkıyor: Ayakkabı ve giyim mağazalarının önünde makineli tüfekleriyle nöbet tutan askerler. Böyle bir görüntü daha ziyade Meksika Şehri’nin veya Bogotá’nın varlıklı semtlerini ya da Afrika başkentlerindeki büyük otellerin çevresini hatırlatıyor: Buralarda toplumsal eşitsizlik öylesine derindir ki, servet ancak silah zoruyla korunabilir.”
Alevlerin ardına bakmalı
Sosyal bilimci Skirmantas Bikelis, Avrupa’daki protestoların toplumsal çöküşün dışavurumu olduğu anlatısına LRT’de itiraz ediyor:
“Protestolarda verilen mesajların bağlamı ve nedenleri üzerine kafa yormadan yalnızca alevleri ve yüzü maskeli şiddet yanlılarını görenlerin derin bir kavrayışa ulaşması pek mümkün değil. ... Fransa’daki protestolara ‘Batı kültürüne duyulan nefret’ gözlüğüyle bakmak absürt. Nihayetinde şiddet içeren protestolar, en geç 1789’daki Bastille Baskını’ndan bu yana Fransa’nın siyasi kültürünün bir parçası. ... Ancak sert yumruğun, dikenli tellerin ve dar görüşlü otoriter zihniyetin de Avrupa’nın siyasi kültürünün bir parçası olduğu unutulmamalı.”
Ebeveynlerinin sahip olduklarını Z kuşağı da istiyor
Kapital’e göre gençler, ebeveynleri için gayet olağan olan şeylere kendi güçlerinin yetmemesini protesto ediyor:
“Ebeveynleri neredeyse hiç eğlencenin olmadığı, buna karşılık yüksek bir yaşam standardına ulaşılabilen bir dönemde büyüdü. Bir televizyonları, para biriktirip aldıkları plakları, koridorda telefonları vardı; yılda bir kez de tatil yaparlardı. Maaşlarıyla bir daire satın alabiliyorlardı; daire servete, servet de emekliliğe dönüşüyordu. Kapitalizm bir merdivendi ve milyonlarca insan o merdiveni tırmandı. Çocukları ise bunun tam tersini yaşıyor. ... Yuva kurmak, aile sahibi olmak, güven duymak ve ekonomiden pay almak lüks haline geldi. Z kuşağı her şeyi izleyebiliyor ama neredeyse hiçbir şeye sahip olamıyor.”