İran Anlaşması'ndan ne beklemeli?
ABD ve İran, savaşı sona erdirmeye yönelik niyet beyanını imzaladı. ABD Başkanı Donald Trump imzasını Versay Sarayı’nda atarken, Tahran Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen bilgiye göre İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan belgeyi dijital olarak imzaladı. Anlaşma kapsamında Hürmüz Boğazı derhal yeniden açılacak. İran’ın nükleer programının geleceği gibi diğer hususlar ise önümüzdeki 60 gün içinde müzakere edilecek.
ABD açısından itibar kaybı
Deutsche Welle Bulgarca Servisi, ABD’nin İran’a karşı savaştan beklediği hiçbir sonucu elde edemediği eleştirisinde bulunuyor:
“Trump bu savaşı, Tahran’daki rejimi, onun nükleer hedeflerini ve füze programını sona erdirme vaadiyle başlattı. Ancak rejim hâlâ iktidarda ve sağlamlığını koruyor gibi görünüyor. Füze programı da öyle ve İran’ın nükleer programına ilişkin kaydedilebilecek muhtemel ilerlemelerin, 2015’teki kazanımların ve Obama’nın İran’la müzakere ettiklerinin ötesine geçmesi imkânsız. ... ABD itibar kaybına uğrayacak, dünya bunun ekonomik sonuçlarına katlanmak zorunda kalacak ve İran halkı giderek daha da radikalleşen acımasız bir rejimin boyunduruğu altında acı çekecek.”
Savaş tam bir fiyaskoyla bitti
Denník Postoj da şüpheci yaklaşıyor:
“ABD ve İsrail’in bu savaşta tam olarak neyi başardığını söylemek zor. ... Amerikalılar her ne kadar bu feci durumu olumlu göstermeye çalışsalar da çatışmayı bir varoluş meselesi olarak gören İsrailliler aldanmıyor. İran’la savaşın tam bir fiyaskoyla sonuçlandığı ve bunun suçunun salt Donald Trump’ta değil, aynı zamanda Binyamin Netanyahu’da da olduğu Tel Aviv’de herkesin dilinde.”
İsrail'in strateji değişikliğine ihtiyacı var
Der Standard, İsrail’in yalnızca askeri yöntemlerle arzu ettiği güvenliği sağlayamayacağını vurguluyor:
“İsrail, çok sayıda taktik başarı elde etmesine rağmen asıl hedefine yaklaşabilmiş değil ve Lübnan’da büyük acılara yol açtı. Şimdi Trump da bu politikanın sürdürülmesinin önünde bir engel olarak duruyor. ... İsrail’in, yalnızca askeri güce dayanarak arzuladığı güvenliği hiçbir zaman sağlayamayacağını anlamasının zamanı geldi. Ciddi bir diplomasiye ve bölgede hazır bulunabilecek müttefiklere ihtiyacı var - Lübnan’da ve diğer Arap devletlerinde. Ancak bunun için Filistinlilere yönelik politikanın da değişmesi şart.”
İnsan haklarına dair tek kelime yok
Naftemporiki, anlaşmalarda eksik olan çok önemli bir hususa dikkat çekiyor:
“Nihai bir anlaşma için yürütülecek uzun müzakerelerin yolunu açan bu mutabakatta, insan haklarına dair tek bir kelime bile edilmiyor. Trump’ın savaşın başında ne dediğini hatırlıyor musunuz? Protestoculara yardım sözü vermiş, onları hükümet binalarını işgal etmeye çağırmış ve ocak ayındaki ayaklanmalar sırasında tutuklanan kişilerin peşi sıra idam edilmelerini de kınamıştı. Trump şimdi rejim değişikliğiyle ilgilenmediğini ve yeni mollaları daha ılımlı bulduğunu açıklıyor.”
Tüketiciler henüz rahat nefes alamıyor
Savaşın sonuçları daha uzun süreler hissedilmeye devam edecek, diyor Le Quotidien:
“Tedarik zincirleri aksamakla kalmadı, tamamen çöktü. Petrokimya tesisleri ağır hasar gördü. Boru hatlarından artık çatışma öncesindeki gibi siyah altın akmayacak. Bunların onarılması gerekecek. Alüminyum tesisleri de bombardımanlardan nasibini aldı. ... Üstelik hepsi bu kadar da değil; dünya gübre ihtiyacının yüzde 30’unu da Körfez bölgesi karşıladığından, tabaklarımızdaki yiyeceklerin fiyatı artmayı sürdürecek. ... Hal böyleyken, İran’a karşı kazandığı ‘parlak’ zaferin ardından yüzünde kocaman bir memnuniyet gülümsemesi beliren tek kişi Donald Trump. Bizimse bir süre daha bu işin ceremesini çekmemiz gerekecek.”